Yalnız Gezegen

welcome

Siz Buraya Daha Önce De Gelmiştiniz. Tabii Gelmiştiniz Ya... Tabii. Ben Gördüğüm Yüzü Asla Unutmam. Buraya Gelin De Elinizi Sıkayım! Bir Şey Söyleyeyim Mi? Sizin Yüzünüzü Bile Görmeden, Yürüyüşünüzden Tanıdım. Castle Rock'a Dönmek Için Bundan Daha Iyi Bir Gün Seçemezdiniz.

Beni bu güzel havalar mahvetti.


Şimdi ben lisedeyken de aynı böyleydi. Derin derin düşünüyorum sanıyorlardı. Beni dışarıdan gören Quantum fiziğine yeni bir bakış açısı getirdiğimi ya da Rönesans tablolarına gizlenmiş mini sembolleri bulmaya çalıştığımı düşünebilirdi. Ama ben böyle işleri kışın yapardım. Kış öğleden sonraları, depresyona girmek, popomun yarıçapını genişletmek için uygun, asitliği düzenlenmiş ve sitrik asitle zenginleştirilmiş doğala ödeş aromaları bulunan saçma şeyleri yemek ve Quantum fiziği ve Rönesans sanatı hakkında düşünmek için uygun zamanlardı. Bense her kış bu belirttiğim  aktiviteleri, bu belirttiğim sırayla yapıyordum. Her bahar geldiğinde kendimi şişmanlamış ve aydınlanmış halde buluyordum. Ama ben baharları prensip olarak düşünmem. Lisedeyken de böyleydi. Beni derin derin düşünüyorum sanıyorlardı. Oysa ben bu güzel havaların mahvettiği onlarca, yüzlerce, binlerce kişiden biriydim.

Biz güzel havaların mahvettiği kişiler olarak topluca her bahar karizmalarımızı çizdiriyor, beynimizi aldırıyor ve kilolarımızı vermeye uğraşıyorduk. Bütün sonbahar iPodlarımızı dolduran alternative rock şarkılarını dinleyerek gri gökyüzüne bakıp "eski güzel günlerin" anılarını düşünmüş, lisede hiç sahip olmadığımız mükemmel arkadaşlıkları ya da genel olarak insanların nasıl iğrenç varlıklar olduğunu düşünüp durmuştuk. Yağmur her yağdığında One More Cup of Coffee açıp camlara şap şap vuran yağmura "Sadakatin bana değil, gökteki yıldızlaraydı" cümlesini İngilizce olarak fısıldamış, otobüste giderken elektrik direklerinin önümüzden sırayla geçişini şiirsel bulmuş, "Ulan klip yönetmeni olsam bunu kullanırdım" demiştik. Ama... Baharın gelişi bize La Isla Bonita ile gelmişti. Yağmur yağdığında o kışınki derinliği yakalamak imkansız bir hal almıştı artık. Daha iki ay önce yağmurda hayatın manasını bulan "Aslında hepimiz yağmur damlası gibiyiz. Birbirimize değmeden iniyoruz gökyüzünden ve yere düşüyoruz en sonunda." gibi şiirsel çıkarımlar yapan bizler şimdi, "Yaaa pikniğe gidecektik baba biz, yağmur yağıyor, hale bak!" insanları olmuş çıkmıştık. İlmiklerine tırnaklarımızı takıp düşündüğümüz kazaklarımız yerini turkuaz "Free Surfer!" yazılı tişörtlere bıraktığından beri sanki kişiliklerimiz değişmişti. Sanki güneş her sabah düzenli olarak damarlarımıza yaşam enerjisi zerk ediyordu.

Baharın gelişi ağaçlara çiçekler, dallara meyveler ve bize öküzlük getirir. Güzel havaların mahvetmediği insanlar, bahar geldikten sonra da kıştaki halleriyle kalabilirler. Ama baharca mahvedilmiş insanlarla araları eskisi gibi olamaz. Çünkü kendini durmaksızın Madonna'nın 90larda çıkan şarkılarının nakaratlarını tekrarlarken bulan bu canlı, günden güne öküze bağlamaktadır.
- Aslında hayat bir tiyatro sahnesi gibi, bizler oyun muyuz oyuncu muyuz belli değil. Hayatın tadını almak için...
- Tat almak dedin de, yeşil erik çıktı mı ya? Of şimdi onun fiyatı da, var ya üç aile birleşsek alırız ancak.
Bu tür koşullar göz önüne alındığında bahar gruplarını ve kış gruplarını kolaylıkla ayırt edebilirsiniz. Bu gruplar tıpkı iki denizin suyu gibidirler. Birbirlerine katiyyetle karışmazlar. Doğanın böyle bir dengesi vardır. Doğa böyle kusursuz bir şeydir işte.

Doğa kusursuzdur. Her şey kusursuzdu. Ama bizi bu güzel havalar mahvetti. Bizi derin derin düşünüyor sanıyorlar. Olaylar lisede de böyleydi. Rönesans tablolarını rahatsız edici bulan eminim ki benden başka insanlar da vardır. Ama... Söz konusu tablolarda kadınların şeytani çizilmesi, beni önümüzdeki kışa kadar hiç rahatsız etmeyecek.

0 yorum: